Mimber, Mavi Kaplan Efsanesi bloglarındandır.

SAÇ EKiMi

MÜZİK

SAĞLIK

LCD TV

ADSENSE

MSN

YEMEK

LOST

TATİL

KALKAN

ViDEO

İlginç Hikayeler

Fıkralar

Ortaya Yanar Dönerli

Özlü Sözler

İlginç ve Komik Resimler

Ayraniçin Maceraları

Karikatürler

Komik Videolar

Bebek Resimleri

Bush ve Tayyibim

Adsense ve Adwords

Oyunlar

Süper Tatil yörelerini görmek isterseniz Tıklayın...!
Tarihten, özellikle Atatürk'ümüzün anılarından ders almamız - MİMBER - Blogcu



MİMBER

Bilgisayarınızdaki Tüm Resimleri bulur düzenler ve Kolayca ulaşılabilecek hale getirir.

Google güvencesi ile Picasa.Aşağıdan indirip Deneyebilirsiniz. Tamamen ÜCRETSİZDİR ! Beğenmezseniz Program Ekle-Kaldır'dan kolayca kaldırabilirsiniz

22.1.2008 - Tarihten, özellikle Atatürk'ümüzün anılarından ders almamız

Tarihten, özellikle Atatürk'ümüzün anılarından ders almamız lazım...

 

İsteyen aşağıdaki satırları, Fransa yerine ABD'yi, Suriye yerine
Irak'ı koyarak okumakta serbesttir. Belki Sabiha Gökçen, Makbule
Atadan ve Semiha İnanç'ın yerine de Türk kadınını, Türk gençliğini
koyabilirsiniz. Ama ne yazık ki başımızda, Atatürk'ün yerine
koyabileceğiniz bir büyüğümüz yok. Tavsiyem, O'nu yine Atatürk diye
okuyun:

Sabiha Gökçen anlatıyor:

1937.. Gündemde Hatay konusu var.. Bir akşam üstü Çankaya Köşkü'nde
Atatürk beni aşağıya çağırttı. Fransa, Hatay'ı mandası olan Suriye'nin
sınırlarına dahil ederek gelecekteki çıkarlarını sağlama almak
istiyor. Atatürk dedi ki: "Ben Hataylılara söz verdim. Onların hakkı
olan sözü verdim. Bu topraklar bizimdir. Orada bizim bayrağımız
MUTLAKA dalgalanacaktır. Çatışma kaçınılmaz hale gelirse, bunu bizden
önce Fransızlar düşünsünler derim. Nezaket hudutlarını aşan bu
davranışlarını kendilerine pahallıya ödetiriz."

"Yemekten sonra askeri üniformanı giy. Tabancanı beline tak ve buraya
gel. Bu akşam çok önemli bir görev daha vereceğim sana. Fransız
dostlarımız kimin ne dereceye kadar neyi göze alabileceklerini
öğrenmelidirler.."

Sabiha gökçen Atatürk'ün isteğini sorgusuz sualsiz kabul eder.
Atatürk'ün Hatay konusunda ne düşündüğünü sorması üzerine, "Hatay
bizim canımız feda olsun kanımız" der. Sabiha Gökçen'den aktarmaya
devam edelim:

Yemekten sora Atatürk'ün emrettiği gibi askeri üniformamı giyerek
silahımı alıp yanına gittim. O da giyinmişti.. Önünde bir kağıt ve bu
kağıdın üstünde bir takım isimler vardı. Bu isimlerin arasında kendi
adımı, hemşireleri Makbule Atadan hanımefendinin adını ve Semiha İnanç
hanımın adını okuyabildim. Sonra bunları karalayarak bana döndü:
"Şimdi seninle birlikte Karpiç'e gideceğiz" dedi. "Orada sana <******>
söylediklerimi harfiyen yerine getireceksin.." ve planını uzun uzun
anlatıp tekrar ettirdi. Kalkıp Karpiç'e gittik. Büyük salon bir hayli
kalabalıktı. Yüksek rütbeli subaylar, bakanlar, milletvekilleri göze
çarpıyordu. Bizim masamızda benden başka Şükrü Kaya, Kılıç Ali, Recep
Zühtü beyler; Kazım İnanç Paşa ve eşi Semiha hanım ile Atatürk'ün kız
kardeşi Makbule Atadan hanımefendi vardı. Girişin hemen önündeki
büyücek masayı ise zamanın Fransız Büyükelçisi M. Ponceau ile elçilik
erkanı işgal ediyordu.

Bir ara hemen yanımızdaki masada arkadaşlarıyla oturan emekli general
ve Diyarbakır milletvekili olan Kazım Sevüktekin ayağa kalkarak orada
bulunanlara hitaben, gayet diplomatik bir üslupla Fransızlarla
aramızda oluşmuş olan gerilimi yumuşatmaya yönelik bir konuşma yaptı.
Bu konuşmayı özellikle Fransız büyükelçisi ve yanındakiler ayakta
alkışladılar. Ben derhal yerimden fırlayarak salonun tam orta yerine
geldim ve Atatürk'ün bana ezberlettiği şu konuşmayı sert bir edayla
yaptım:

"... Fransız dostlarımızın bu çok nazik konuşmanızı
değerlendirebileceklerini sanmıyorum. Biz Türkler tarih boyunca
insanlığın gereğini yerine getirmeye çalıştığımız halde, daima dost
görünen düşmanlarımız tarafından aldatılmış, ihanete uğramış, bu
yönden bahtsız ama çok şerefli bir ulusuz... Hayır Generalim, biz
gençler  sizin kadar sabırlı olamayız ve olmayı da istemiyoruz. ...
Fransa bir oyun içine girmiştir. Bu oyunun sonuda da bizim olan
toprakları Suriye'ye vermeyi planlamıştır. İş işten geçtikten sonra
sizin arzu ettiğiniz sabrın değeri kalmayacaktır. DEMİR TAVINDA
DÖVÜLÜR. Sayın Generalim, şayet sizler işi daha fazla uzatmak
niyetinde iseniz, ben bütün TÜRK GENÇLİĞİ ADINA DİYORUM Kİ: HAYIR!
BEKLEMEYECEĞİZ. İŞİ UZATMAYACAĞIZ... Hatay bizim canımız, feda olsun
kanımız."

Ve sözlerimi tamamlar tamamlamaz hemen silahımı çekerek havaya üç el
ateş ettim. Ortalık bir anda karıştı. Herkes neye uğradığını <******>
şaşırmıştı. Saniye sektirmeden içeriye resmi ve sivil polisler
doluvermişti. Ben elimde silah olduğu halde, kıpırdamadan pistin
ortasında duruyordum. Çevremi alan polisler, "Gökçen Hanım.." diye
mırıldandılar ve öylece Atatürk'ün yüzüne bakakaldılar. Şimdi koskoca
salonda çıt bile çıkmıyordu. Polislerin bu kararsız durumlarını,
hareketsiz kalmalarını gören Ata sert bir sesle:

"Ne bekliyorsunuz orada öyle?" dedi. "Görüyorsunuz ki Gökçen silahını
çekerek kapalı yerde herkesin huzurunu kaçıracak ve ortalığı heyecana
sevk edecek bir şekilde havaya ateş etti.. Göreviniz neyi
gerektiriyorsa derhal onu yerine getirin!"

Bu sözlerden sonra etrafı bir uğultu kapladı. Her kafadan bir ses
çıkıyordu. "Gökçen niçin bunu yaptı, buraya neden üniformalı ve
silahlı geldi, sayın General ortalığı yatıştırıcı bir konuşma yaparken
onun böyle davranması doğru mu, şimdi Fransızlar bu konuyu ele alarak
işlerine geldiği gibi kullanacaklar, belki de Fransız büyükelçisine
suikast girişimi bile diyecekler, Atatürk'ün bulunduğu bir mecliste
buna düpedüz skandal derler,......."

Beni soruşturma için adliyeye götürdüler. Buraya getirildiğim sırada
aklıma hep Atatürk'ün bana söyledikleri geliyordu: "Konuşmanı
yaptıktan sonra havaya ateş ettiğin için polisler gelip seni
alacaklardır. Bunun sonucunda doğal olarak, yasalarımız gereği hapis
cezasına çarptırılacaksın. Bütün bunları göze alıyor musun Gökçen?"
Yanıtım tabii: "Evet Paşam" olmuştu.. Nitekim işte Yargıcın
huzurundaydım: "Niçin silah çektiğinizi bana söyler misiniz?" "Ulusal
hislerim galeyana geldiği için efendim. Hatay meselesinin ASKIDA
KALMASI beni galeyana getirdi. Fransızlar bizim nezaketimizden
anlamıyorlardı. Onların istedikleri herhalde bir silah görmektir diye
düşündüm." "Kapalı yerde silah çekilmeyeceğini, havaya ateş
edilmeyeceğini bilmiyor muydunuz?" "Elbette biliyorum." "Üstelik <******>
bulunduğunuz yerde Atatürk'de vardı. Buna rağmen ateş etmekte tereddüt
göstermediniz.." "Sizi böyle davranmaya sevkeden başka nedenler var
mı?" "Hayır." "Bunu yapmanız için herhangi bir kimseden emir aldınız
mı?" "Asla"....

Sorgu böyle sürüp giderken bir de ne göreyim? Bulunduğumuz salona
Atatürk'ün hemşireleri Makbule Atadan hanımefendi ile Semiha İnanç
hanım da polis nezaretinde getirilmesinler mi? Meğer benden sonra
Atatürk, kendilerine dönerek şu soruyu sormuş: "Siz gençler de aynı
fikirde misiniz? Siz de Sabiha gibi silahlarınızı ateşler miydiniz?"
Onlar da, "Evet paşam, bizler de O'nun gibi düşünüyoruz ve
gerektiğinde işte böyle silahlarımızı çekerek ateşleriz!" diyerek
silahlarını havaya boşaltmışlar. Boşaltır boşaltmaz da soluğu adliyede
almışlar. Sorgumuz sabaha kadar sürdü. Yargıç bana bu işi daha başka
nedenlerle yaptığımı söyletmeye çalışır gibiydi. Onu en çok şaşırtan
husus, silahlarımızı üçümüzün de Ata'nın huzurunda çekip ateşlememiz
olmuştu. Ancak bizlerden aldığı yanıt hep aynıydı: "Ulusal hislerimiz
galeyana geldiği için." Sorgum sırasında bunları söylememi Atatürk
tembih etmişti bana. Böyle söylediğim taktirde cezamın daha hafif
olacağını da hatırlatmıştı. Suç ortaklarım da tıpkı benim gibi ifade
veriyorlardı..

Yargıç üçümüzün de yüzüne bakıyor, kafasını sallıyor, dudaklarını
kemiriyor, ama bu garip işin içinden haklı oarak bir türlü
çıkamıyordu. Nihayet karar verildi. Ve yasanın ilgili maddesi gereği
24 saat hapis cezasına çarptırıldık.

Sabiha Gökçen, Atatürk'ün izinde bir ömür böyle geçti, kaleme alan:
Oktay Verel, s.375-379

Şimdi soralım: Atatürk neden bir kibar meclisinde kadınlara
kabadayılık yaptırmıştır? Muhataplarıyla anladıkları dilden konuşmak
için. "Söz konusu Vatansa gerisi teferruattır" demek için. Vatan için
her şeyi yapacağımızı bir kere daha öğrenmeleri için.. Haysiyetsiz bir <******>
kibarlığa onurlu bir kabalığı tercih edebileceğimizi göstermek için...

Atatürk bu DİPLOMASİ ÖTESİ OPERASYONDA neden kendisine en yakın
kadınları şeçmiştir? Cevap basit. Kurtuluş savaşının kahraman
kadınlarını 15 sene içinde unutan düşmana tekrar hatırlatmak için.
Derin geçmişimizdeki savaşçı kadınlarımızı anmak için. Ve size bizim
kadınlarımız bile yeter demek için. Böylece Atatürk, aslında,
Üniformayı bana tekrar giydirtmeyin, silahı benim elime aldırtmayın
dedi. BİZİ DİPLOMASİ ÖTESİ OPERASYONARDAN DAHA BAŞKA OPERASYONLARI
YAPMAYA ZORLAMAYIN...

Ve Fransızlar anladı.. Hatay o gün bugün bizimdir.. Atatürk'ün
yokluğunda, kaçak haritalarda Suriye'nin olarak gösterilse de.. Darısı
tüm anlayışı kıtlara.. Darısı tüm kaçak harita çizdiricilerine.. Zira
Atatürk yok ama Türk gençliği daima her şeye hazırdır.. Çünkü Türk
gençliği, bu dünyaya "Yalan dünya" diyen, "Dünyada ölümden başkası
yalan" diyen bir kültürün, felsefenin ve inancın evladıdır. Gerekirse
yalanı terk etmeyi de bilir. Yalanı yaşar ama kölesi olmaz.  Onursuz,
sahte bir hayatın rüyasıyla oyalanmaktansa, silkinip onurlu bir ölümle
uyanmayı her zaman tercih eder.. Tıpkı ataları gibi.. Tıpkı ölmekten,
hele vatan için ölmekten hayatının hiçbir anında korkmayan ATA-TÜRK
gibi...

İşte ilk pilotlarımızdan olan Göksel Burhan'dan aldığımız bir örneği,
sadece Japon kamikazelerini duymuş olanlara duyurulur diyerek sunalım:

Antalya bölgesine göz diken İtalyan Diktatörü, hazırladığı büyük
donanmasını ve hava kuvvetlerini bölgeye göndermiş, gövde gösterisi
içindedir. İşte bu sırada her Türk pilotunun şahsına "Kişiye Özel" bir
zarf gelir. İçerisinde en üst Komuta makamının, Atatürk'ün, "Gerekirse
İtalyan savaş gemilerine ve uçaklarına kendi uçaklarınızla çarpar
mısınız?" sorusu vardır. Cevaplar hemen alınır ve tasnif edilir.
Hepsinde bir tek kelime yazılıdır: "Evet."

Daha sonraları olayın esasını, pilotaj eğitiminde sınıf arkadaşımız <******>
olan Sabiha Gökçen'den dinledim: Mussolinin'nin bülöfünü görmüş ve
karadan Antalya bölgesine yapılan yığınakla beraber, hava
kuvvetlerimizi o bölgeye kaydırmış ve Türk donanması'nı da Antalya
civarına intikal ettirmiştir. Dahası var, kendisi de "Gülcemal Vapuru"
ile hemen Antalya'ya gitmiştir. Orada da durmaz, bir muhribimize geçer
ve denize açılırlar. Seyir esnasında Kaptan köprüsüne çıkar ve
kendisinin de içinde bulunduğu geminin komutanına sorar: "İtalyan
donanması ile karşılaşırsak ne yapmayı düşünüyorsunuz?" Cevap: "Rota
değiştiririz" şeklinde verilince kızar ve kumandana şu emri verir:
"Hayır efendim. En büyük harp gemisine tam yolla çarpacaksınız."

O akşam, Gülcemal'deki sofrada bu konuyu açar, çevresindekilerle
konuyu derinlemesine değerlendirir ve tartışır. Hepsi "Canlı çarpma"
konusunda birleşirler. Tasarlanan hareket tarzı daha sonra denizden
havaya geçer ve şöyle bağlanır: "Mussolinin'nin çok güçlü ve üstün
donanmasına ve hava kuvvetlerine canlı canlı çarpmaya azmetmiş bir
Türk bahriyesinin ve havacılığının mevcudiyetini Mussolini'ye ve
dünyaya hissettirmeliyiz."

Göksel Burhan, Atatürk Haftası Armağanı, s.64-65

Bu ölümden hiçbir an korkmayan gözü pek adamı, an oldu bir Osmanlı
Paşası, ilk uçuşunda yere çakılan ilk uçağımızın, çok istemesine
rağmen, içinde olmasını engelleyerek (Sunay Akın'dan okuyun); an oldu
göğüs cebindeki bir bir cep saati, kurşuna siper olarak; an oldu
bilemediğimiz ama o büyük kahramanın hep koruyuculuğunu hissettiği ve
güvendiği bir şeyler, erlerin önünde kurşun yağmurlarının altında
savaşırken hiçbir kurşunun vücuduna isabet etmesine izin vermeyerek,
bu milletin bir kurtarıcısı ve ölümsüz ruhunun sembolü olarak bize
bağışladı. Ve o her zaman şu sözlerinde söylediği gibi, bu ruhun
taşıyıcısı oldu:

"Türk Milleti şuurla ve bunca bin senelerin açtığı devasız yaraları <******>
acele tedavi etmek acısıyla, HAKİKAT denen cevheri bulmuş olduğuna
inanarak, uzun adımlarla kurtuluş aramaya karar vermiştir. Bunun önüne
set çekmek isteyeceklerin akıbeti Türk'ün kuvvetli ayaklarının altında
ezilmektir. Eğer bu millet bu hususta herhangi bir güçlüğe rastlarsa
ben ve arkadaşlarım tereddütsüz bu kuvvetli ayakların ve pençelerin
önünde naçiz bir MİLLET FEDAİSİ oluruz."

Mustafa Baydar, Atatürk diyor ki, s. 61-62

İşte 1920 yılı: İngiliz askeri istihbaratı tarafından İngiltere
dışişleri bakanlığına hazırlanan Türkiye raporu:

"MUSTAFA KEMAL PAŞA, SAVAŞ İÇİNDE ÖLÇÜSÜZ CESARETİ İLE TANINDI. Enver
Paşa ve Almanlar ile ilişkileri gergindi. 1919 yılı başlarında
milliyetçi hareketin başına geçti ve bu hareketin tartışmasız lideri
oldu."

Bilal N. Şimşir, İngiliz belgelerinde Atatürk, Cilt: III, No: 110

Ve işte Atatürk'ü sadece salon adamı olarak bilenlerin dikkatle
okuması gereken satırlar:

Mustafa Kemal'in Manastır İdadisinde okuduğu sıralarda memleket ahvali
pek karışıktı. .... İdadide bile talebeler memleket memleket gruplara
ayrılmıştı. En kuvvetli grup, Selanikli gençlerinki idi. Mektepte
kanlı dövüşmeler oluyodu. Mustafa Kemal, bu en kuvvetli grubun
kabadayıları arasındaydı. Mustafa Kemal, bu cesur, milletini seven,
OSMANLI RUHUNDAN UZAK, yalnız Türk ruhunu taşıyan kabadayı arkadaşları
arasında tahsiline devam ediyordu. Bir gün Yunan çetelerinin Türklere
zulüm ettiklerine dair gelen taze haberler üzerine çok müteessir olmuş
ve arkadaşı Ömer Naci'ye: "Girit'te Yunanlıların Türklere yaptıkları
zulümlere karşı derin bir kin duyuyorum. Acaba bunlardan intikam
alabilir miyiz?" demişti. Ve intikamını da aldı.

Ahmet Niyazi Banoğlu, Nükte çizgi ve fıkralarla Atatürk, s. 20

Bu satırlar ise onu düpedüz bir savaşçı olarak hayal edenler içindir:

Mustafa Kemal, Balkan savaşı bittiği sırada Trablus'taki görevinden
dönüp İstanbul'a gelince, hemşehrisi sayılan Trakyalı ya da <******>
Makedonyalı subay arkadaşlarının üzerine yürümüş: "Selanik'i nasıl
düşmana bırakırsınız? Niçin ölünceye kadar orada kalıp vuruşmadınız?"
diye bağırmıştı.

Ama şimdi, 1922 Eylülünde zafer sarhoşluğu ile, yurdunu yeniden
tehlikeye atmaya hakkı yoktu. Askerlikte duygusallığın, kinin,
maceranın, aşırı hırsın yeri olmadığını biliyordu. Lozan barışı
konuşulurken yakın arkadaşları O'na hep sormuşlardı: "Selanik'i de mi,
sahillerimizden dürbünle seyredilecek kadar yakınımızda olan On İki
Ada'yı da mı Yunan'a bırakacağız?" Onlara cevabı şu olmuştur: "Biz
Misakı Milli ile sınırlarımızı önceden, işe başlarken çizdik. Sabırlı
olun. Bir gün belki onlara da sıra gelecektir."

Muvaffak İhsan Garan, Milletlerin sevgilisi Atatürk, s. 29

1933 yılı, Mustafa Kemal Atatürk:

"Allah nasip eder, ömrüm vefa ederse, MUSUL, KERKÜK ve Adalar'ı geri
alacağım. Selanik de dahil, Batı Trakya'yı Türkiye hudutları içine
katacağım."

Türk Silahlı Kuvvetleri Dergisi, Temmuz 1992, Sayı: 333, s. 26

Sabırlı olun.
Bir gün..
Belki...


EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz!

<- Son SayfaSonraki Sayfa ->

Hakkımda

Hayata değişik bir bakış açısı, politik, siyasi konularda normal bir türk vatandaşının görüşleri, değişik bilinmeyen konular, Atatürk'ü anlama çalışmaları, vs.vs.vs.vs.vs.vs....
.:Mesajımız:.
Yorumlarınızı bekliyorum !


Aşağıdaki Eğlence Bölümü Direk olarak Mavi Kaplan Efsanesi Eğlence sitemize bağlıdır. Yüzlerce komik Resim, Karikatür, Fıkra, Video, Yazı vs. sizi bekliyor. İyi Eğlenceler…!

EĞLENCE BÖLÜMÜ :
- İLGiNÇ HİKAYELER
- MÜTHİŞ SEÇMECE FIKRALAR
- ORTAYA YANAR DÖNERLİ
- ÖZLÜ SÖZLER
- SAĞLIK
- BİLGİSAYAR
- İLGİNÇ VE KOMİK RESİMLER
- AYRANİÇİN MACERALARI
- KARİKATÜRLER
- KOMİK VİDEOLAR
- BEBEK RESİMLERİ
- REKLAM
- Bush ve Tayyibim
- ADSENSE VE ADWORDS
- Mp3-klip-ekitap
- Ciddi Komikler
- OYUNLAR

Google Adsense'den Reklam alarak Blog sitenizden gelir elde edin.Aşağıdan başvurabilirsiniz...


Adsense Hakkında Ayrıntılı Bilgi İçin Aşağıdaki linki tıklayın... :
- Adsense Hakkında Herşey


HEMEN BAĞLAN :
- Yemek Tarifleri
- Galatasaray Sitesi
- Msn Üzerine Herşey
- Bedava Oyun
- Şarkı Sözleri
- Şarkı Oku
- Ufo Dünyası
- Süper Örgücü
- Kurtlar Vadisi Efsanesi
- Lcd ve Plazma TV üzerine Herşey
- Rüya Tabirleri
- Astroloji ve Burçlar
- Kocaeli ve İzmit Bilgileri
- Ömür Boyu Aşk
- Arabalar Hakkında Herşey
- Mimber Ciddi Konular Merkezi
- Haber Dünyası
- Apple iphone Hakkında Herşey
- Piramit Gerçeği

Tatil - Seyahat Siteleri :
- Süper Tatil
- Rüya Tatil Rehberi
- Antalya Rehberi
- Tatil Dünyası


İngilizce Tatil Siteleri :
- Holiday Free
- Holiday Free-2
- Turkish Dreams
- Best Hotel
- Travel Turkey

Dizi Film Siteleri :
- Lost Dizisi
- Heroes Dizisi
- Dizi Film Dünyası

Para Kazandıran Siteler :
- Adsense Hakkında Herşey
- Adsense ile Para Kazan
- Kredi Kartları

Eğlence Siteleri :
- Mavi Kaplan Efsanesi Yurtdışı
- Mavi Kaplan Efsanesi-2
- Komik Çikolata
- Mavi Kaplan Efsanesi-3
- Süper Komik
- Koskomik Şempanze
- Cem Yılmaz Fan Klübü
- Bomba Komik
- Ayraniç Efsanesi
- En Komik Blog


İngilizce Siteler :
- Fantastic Tigar
- Comic World Turkey
- Apple iphone World
- New Super Cars


Sağlıkla ilgili Siteler :
- SAĞLIK SİTESi
- SAÇ DÖKÜLMESi
- SAÇ HEKİMİ
- Diş Üzerine Herşey


Son Yazılar

Beyaz rock söyledi...
Eşi rüya gördü, asrın icadını yaptı
Askerin türban konusundaki düşüncesi belli...
TÜRK TELEKOM'A 'DUR' EMRİ ! ÖDEDİĞİNİZ SABİT ÜCRETLE
Mars'ta ÇIPLAK YARATIK görüntülendi !
Milyonlarca öğrenci için sevinç ya da burukluğun habercisi olan
Resimdeki bayanın yerinde olmak isteyenler ayağa kalksın !
Tarihten, özellikle Atatürk'ümüzün anılarından ders almamız
En Sevdiğim Özlü Sözler...
ÇİÇEK Mİ, İNSAN MI...
Müthiş Özlü Sözler...80 adet !
Madem ki ölümün önüne geçilemez, ne zaman gelirse gelsin...Siz h
Kendinizi iyi hissetmek elinizde...Tabi bunun için bazı şeyler y
Yabancı Gazetecilerin Gözüyle İstanbul ! Taşı toprağı altın derl
Atatürk ve 19 Rakamı...Gerçekten çok ilginç bir gerçek...