Bilgisayarınızdaki Tüm Resimleri bulur düzenler ve Kolayca ulaşılabilecek hale getirir.
Google güvencesi ile Picasa.Aşağıdan indirip Deneyebilirsiniz. Tamamen ÜCRETSİZDİR ! Beğenmezseniz Program Ekle-Kaldır'dan kolayca kaldırabilirsiniz
8.2.2008 - Beyaz rock söyledi...
Beyaz rock söyledi...
Üç Hürel yeni albümünü büyük bir sürprizle çıkartıyor. Albümde Beyaz rock, Özcan Deniz de laz şivesiyle türkü söylüyor!
Yılın en 'sürprizli' albümü pazartesi günü müzik marketlerin raflarına çıkıyor...
Efsane grup Üç Hürel, ünlülerin sesiyle yeni bir soluk kazanıyor. Bu 'tribute' albümde kimler yok ki? Dr. Ferhat Göçer, Özcan Deniz, Yavuz Bingöl, Beyazıt Öztürk, Özgün, Betül Demir, Burcu Güneş, Pamela Spence, Burak Kut, Demet Tuncer, Gökçe, Hayko Cepkin, Özge Fışkın, Sarp Apak, Vokaliz.
Dr.Ferhat Göçer 'Hoptirinom' u öyle ustaca yorumlamış, Özcan Deniz bir Karadeniz türküsüne Laz şivesiyle o kadar başarılı bir nefes kazandırmış, Beyazıt Öztürk türküler kadar rock parçaları da başarıyla seslendirebileceğini öyle cesurca ortaya koymuş ki, dinleyince keyiften dört köşe olmamak mümkün değil.
Yavuz Bingöl, bağlamasıyla birlikte Anadolu Rock'tan enfes bir örnek sunarken, Burak Kut şarkıcılık kariyerine en parlak halkayı eklemiş. Burcu Güneş ise 'Yorgunum' ile kadife gırtlağını Üç Hürel'in emrine vermiş. Ve Pamela Spence. Üç Hürel hit'lerinden 'Sevenler Ağlarmış'ı okumuş.
KIRŞEHİR (İHA) - Kırşehirli mucit, eşinin gördüğü rüyadan yola çıkarak yakıtsız motoricat etti.
Kırşehirli mucit Ahmet Kolbaşı, yaklaşık 15 yıl önce icat ettiği yakıtsız motorunu, yıllar sonra gün yüzüne çıkardı. 1991 yılında radyoların arkasından çıkan adi mıknatıslarla manyetik alanları kullanarak yakıtsız motor üretimi gerçekleştirdiğini öne süren Ahmet Kolbaşı, "Ben 24 volt aküyle elektromıknatısları hareket ettiriyor ve manyetik alanı kullanarak güç elde ediyorum. Zaten sistemin adı da 'Manyetik Alanları Kullanarak Gücü Katlanan Motor'. 1991'de piyasada bulunan ve radyoların arkasından çıkan adi mıknatıslarla bunun maketini yaptım ve çalıştığını görünce geliştirmeye başladım. 1991 yılında bu motoru yaptığımı söyleseydim kimse bana inanmazdı. Çünkü teknolojinin gelişimi o zaman bu kadar hızlı değildi. Zamanını bekledim ve şimdi piyasaya duyuruyorum. Projelerini çizdim ve patentini aldım" dedi.
Motorun aküden başka yakıt kullanmadığını ve hem petrol hem de lpg kullanımının tarih olacağını söyleyen Kolbaşı, "Motorda petrol ürünleri, LPG, hidrojen kullanılmıyor. Onun için her yerde kullanılabilir. 'Akü ile çalışıyor, elektrikle çalışıyor' denilebilir ama yüksek gerilim ya da orta gerilim elektrik istemiyor. Dağ başında bile istenilen tezgahta, istenilen işte motor gücü olarak kullanılabilir" açıklamasını yaptı.
"ÇEVRE DOSTU HAYALET MOTOR" Motorda soğutma suyu radyatör sistemi, karbüratör ve marş motorunun olmadığını kaydeden Kolbaşı, "Çok küçük yer kaplıyor. Bunun tamir işi, arızası da normal motorlara göre sübap, sekman, piston olmadığını için arızası ve masrafı da yok. Egzozu ve yakıt kullanmadığı için ne hava kirliliği ne de ses kirliliği yapıyor. Tam bir çevre dostu ve ekolojik bir motor sistemi" dedi.
Otomobillerin yanı sıra sıfır maliyete yakın bir harcamayla elektrik üretimi de gerçekleştirilebileceğini söyleyen Kolbaşı, "Otomobillerde kullanılabilir. Sıfır maliyete yakın elektrik üretilebilir. Isınma olmadığı için hararet yapma durumu yok" açıklamasını yaptı. Emekli albaylarla görüştüğünü ve buluşunun askeri zırhlı araçlarda kullanılabileceğini ifade eden Kolbaşı, "Silahlı Kuvvetler'den emekli albaylarla görüştüm. Onlar Güneydoğu'da kışın araçların donduğunu ve sıkıntı çektiklerini söyledi. Bu motor askeri zırhlı araçlarda kullanılabilir çünkü ısınma ve hararet problemi yok" diye konuştu.
"SAVAŞ UÇAKLARIMIZ VURULAMAZ" Diğer yandan, projenin uçaklarda kullanılması durumunda, uçakların çok daha yükseklere çıkabileceğini de iddia eden Ahmet Kolbaşı, "Yanma olmadığı için oksijene ihtiyaç yok. Uçaklarda kullanılan roketler ısıya duyarlı. Savaş uçaklarındaki roketler, bir başka savaş uçağına ısıya duyarlı olarak kilitleniyor. Bunda ısınma olmadığı için roketlerin uçaklarımızı vurma ihtimali sıfıra iniyor" diye açıkladı.
Yakıtsız motorun 5 bin devirlik motorların üstüne çıkabileceğini de söyleyen Kolbaşı, "Benim bu projede kullandığım yataklama rulmanı 5 bin devire dayanıklı bir rulman. Klasik motorlardan daha güçlü ve devire sahip. Bütün hesaplarımız buna göre. Hesaplarım Erciyes Üniversitesi tarafından incelendi ve doğrulandı. Motor 5 bin devirin üstünde çalışacak. Aşağı yukarı yarış arabalarının hızına yaklaşan bir hız oluşabilir" dedi.
"OTOMOTİV SEKTÖRÜ ALT ÜST OLABİLİR" Otomotiv firmaları ile görüşmediğini ifade eden Kolbaşı, projenin hayata geçmesi ile birlikte otomotiv sektörünün alt üst olacağını belirterek, "Otomotiv firmaları ile görüşmedim. Onların bana destek vereceklerini zannetmiyorum. Çünkü, ellerinde hazır sistemleri var ve ben onların bu sistemlerini ekarte etmiş oluyorum. Bu projeyi hasır altı etmek isteyeceklerdir. Ben bu projenin geliştirilerek ülkeme ve milletime faydalı olmasını istiyorum. Bu projenin geliştirilmesi için yatırımcı ruhu olanlara bana destek vermesini istiyorum. Sermaye ortağı olacaklar ve beraber kazanacağız. Ben emekli biriyim ve emekli maaşımın dışında bir kazanımım yok. Evim kira, projeyi hazırlamak için babamdan kalan küçük bir arsayı sattım ve yaklaşık 25 bin YTL harcayarak projeyi hazırladım. Asla da pişman değilim" ifadelerini kullandı.
Eşinin gördüğü bir rüyadan yola çıkarak projeyi geliştirdiğini söyleyen Kolbaşı'na, çalışmaları sırasında 61 yaşındaki eşi Besime Kolbaşı yardım ediyor. Gördüğü rüyayı anlatan Besime Kolbaşı, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'dan destek isterken, "Bu işle ilgili bir rüya gördüm ve eşime anlattım. O da beni kırmadı ve çalışmaya başladı. Kendisine yardım ediyorum. Bobinlerini veriyorum ve telleri sarıyoruz. Başbakanımız'ın bu motora sahip çıkmasını istiyorum" dedi.
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, TSK'nın türban konusundaki tutumunun toplumun tüm katmanlarınca bilindiğini söyledi.
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Büyükanıt, Makedonya Savunma Bakanı'nı kabulunden sonra gündeme ilişkin açıklamada bulundu. Orgeneral Büyükanıt, türban tartışması konusunda kısa bir açıklama yaptı ve şöyle dedi :
"Ben şunu söyleyeyim. Gündeminizde türban konusu var. Bu konuda bazı basın organlarında çıkıyor asker ne düşünüyor diye. Türk toplumunun tüm katmanlarında bu konuda askerin düşüncesini bilmeyen yok. Bir şey söylememin malumun ilanından öteye gitmez."
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Büyükanıt, Ergenokan operasyonuna ilişkin ise, her toplumda yasa dışı işi yapan insanların çıkabileceğini belirtti ve TSK'nın bir suç örgütü gibi gösterilmeye çalışıldığını söyledi. Orgeneral Büyükanıt, şöyle dedi :
"Bunların yaptıklarına ilişkin yargı kararı verir o da uygulanır. Benim burada söylemek istediğim başka bir şeydir. Her fırsatta bu tür ortaya çıkan şeyleri silahlı kuvvetlerle ilişkilendirme çabaları. TSK bir suç örgütü değildir. TSK'da hata yapan, gereğini yargı önünde cezasını keser. Beyhude gayretlerle bu tür şeyleri TSK ile ilişkilendirmek beyhude bir çabadır. Bir suç varsa bunun karşılığında ceza da vardır. Bu cezayı verecek olan da yargıdır. Kişiler değildir."
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Büyükanıt, Ankara'da bulunan Makedonya Savunma Bakanı Lazar Elenovski'yi kabulünde Makedonya'nın önemine ve askeri iş birliği konularına değindi. Büyükanıt, "Balkanlarda askeri mekanizma işbirliği ile sürecek" dedi.
'TALABANİ İLE GÖRÜŞMEYİZ'
Büyükanıt bir gazetecinin 'Irak Cumhurbaşkanı'nın Talabani'nin davet edilmesi karşısında tavrınız ne olur?' yönündeki sorusu üzerine ise, davet olup olmadığını bilmediğini söyledi. Büyükanıt, "Ben geçen sene Şubat ayında bir ifade kullandım. ABD'de yaptığım basın toplantısı sırasında. Bizim asker olarak görüşmemizde fayda yok. Ama bu devletin diğerkurumlarının görüşmeyeceği anlamına gelmez. Burada bizim ipotek koymak imkanımız yok. Bunu açıkladım. Tutumumuz bu" dedi.
Büyükanıt ayrıca bu sene Makedonya'yı ziyaret edeceğini belirtti.
İşte Büyükanıt'ın konuşmasından satır başları: - Makedon savunmasını NATO seviyesine çıkarmak hedefimiz - Ortak çalışma ile Makedon savunması güçlendirilecek. - Sorunlu coğrafyada yaşayanlar için savunma önemli. - Caydırıcı bir silahlı kuvvetler barışın da güvencesidir.
ANKA
Yorum :
Askerimiz her zaman vatanımızın belkemiği vede emniyet sübabı olmuştur. Türban konusuna gelince senelerdir iktidarda olanların şimdi bu konuyu neden gündeme taşıdıkları manidardır. Muhakkak bunun özel nedenleri bulunmaktadır. 5 senedir iktidarda olan bir parti neden şimdi Türban diye yanıp tutuşmaya başladı. 5 senedir aklınız neredeydi diye sormazlarmı adama ?
Her zaman dediğim gibi memleketin sanki bütün sorunları çözüldü de bir türban kaldı problem onuda çözelim rahatlıyalım dediler herhalde. Pazar kurulup bittikten sonra çöpten çocuklarına yiyecek bulmaya çalışan anneler bu memlekette bitmeden Türban konuşmak bana çok salakça geliyor...Bu benim şahsi fikrimdir, kimseyi bağlamaz.
Dikkatinizi birde Türban kelimesine dikkat çekmek istiyorum, türbanlılar o kadar fanatik ki kendilerine başörtüsü takın dense, sanki başı açık gez demekmiş gibi algılıyorlar. Halbuki başörtüsü takanlar veya hiç takmayanlar müslüman değil mi? Buna karar vermek onlara mı kalmış ? Parayla imanın kimde olduğu belli olmazmış, bunu unutmayın... Türbanlı çok imansız gördüğüm gibi, başı açık çok namuslu vede imanlı insanda gördüm... Ama milleti türbanlı, türbansız diye bölmeye çalışan münafıkların Allah cezasını mutlaka verecektir...
Telekom'un her ay sabit ücret adı altında abonelerinden aldığı 10 YTL'yi ödememek için mahkemeye başvuran Salim Yılmaz isimli işçi emeklisi,açtığı davayı kazandı.
Alınan kararla Telekom, Salim Yılmaz'ın parasını faiziyle birlikte ödedi.
Kararda, 'Telefon hatlarından konuşma bedelleri dışında belirsiz gerekçelerle sabit ücret adı altında her ay alınan ücretin iptaline, bu isim altında tüketiciden adı geçen firma tarafından alınan tüm ücretin, tüketiciye geri iade edilmesine karar verildi.' ifadesine yer verildi.
Türk Telekom'un hiçbir hizmet vermeden 'sabit ücret' adı altında her ay yaklaşık 19 milyon aboneden KDV ve Özel İletişim Vergisi de ilave edildiğinde 15 YTL'yi bulan bir ayda 285 milyon YTL, bir yılda ise 3.420 milyon YTL'lik haksız kazanç sağladığı ortaya çıktı.
Salim Yılmaz'ın başlatmış olduğu mücadelenin tüketicilerin lehine sonuçlanmasıyla harekete geçen Tüketiciyi Koruma Derneği (TÜKODER) Beykoz Şubesi, Türk Telekom'a haciz işlemi başlattı. Beykoz İcra Dairesi'nde başlatılan haciz işlemi sonunda Yılmaz, toplam 659.00 YTL'yi tahsil etti. Böylece 19 milyon aboneyi ilgilendiren dava tüketicinin zaferiyle sonuçlanmış oldu.
Öte yandan Tükoder Beykoz Şube Başkanı Mimar Aysel Can Ekşi, Tüm ülke genelinde tüketicileri, ve 2008 yılında birlikte sabit ücretten kurtulmak için mücadeleye ve son ayın faturasını 30 günü geçmeden en yakın Tükoder Şubesine başvurmaya davet ediyoruz. diye konuştu.
NASA'daki Spirit adlı keşif aracı "ÇIPLAK BİR YARATIK" görüntüledi!..
NASA'nın Mars'ta hayat izleri aramak üzere gönderdiği Spirit adlı keşif aracının geçtiği görüntü uzmanları şaşkına çevirdi. Geçilen fotoğrafları uzun süredir inceleyen uzmanlar, sanki yürüyormuş ya da bir tepeciğe oturmuş gibi görülen bir "yaratık" tespit etti.
Uzay aracının Mars'tan geçtiği şaşırtıcı fotoğrafta, sanki öylesine dolaşan çıplak yaratık, bir tepeceğe tırmanmış ve oturuyormuş gibi görülüyor. Sipirit'in geçtiği fotoğrafları 4 yıldır en ince ayrıntısına kadar inceleyen uzmanlar, fotoğraflardan birisinde küçük yeşil bir "yaratık"ın olduğunu farketti. Görüntüde insan fizyonomisini de andıran "yaratık", dağlık alanda yürüyüp, tepciklerden birisindeki kayanın üzerine oturmuş gibi görünüyor. Gayet rahatmış gibi bir pozisyonda kameralara görüntüsü yasıyan "yaratık"ın kolu, iki ayağından birisinin üzerindeymiş gibi algılanıyor.
Uzun süredir fotoğrafları inceleyen uzmanlardan birisi görüntüyle ilgili olarak, "Bu fotoğraf çok şaşırtıcı. Mars'ta çıplak bir "yaratığın" gezindiğini görünce gözlerime inanamadım" dedi.
NASA'nın Mars'a gönderdiği Sipirit adlı keşif aracı şimdilerde yeni görevini sürdürüyor. Sipirit keşif aracı, 10 Haziran 2003'te gönderilmişti.
22.1.2008 - Milyonlarca öğrenci için sevinç ya da burukluğun habercisi olan karne aslında velinin notunu gösteriyor. İşte 'kırık notlu' velilere tavsiyeler...
Bu cuma veliler karne alıyor!
Milyonlarca öğrenci için sevinç ya da burukluğun habercisi olan karne aslında velinin notunu gösteriyor. İşte 'kırık notlu' velilere tavsiyeler;
İlköğretimde milyonlarca öğrencinin dört gözle beklediği yarıl yıl tatili önümüzdeki Cuma günü başlıyor. Uzmanlar, öğrencilerin sevincinin hüzne dönüşmemesi konusunda velileri uyardı. Uzmanlar; "Karne günü hesaplaşma günü değildir. Veliler, bu günü duygusal tehdit, şantaj ve cezalandırma günü olarak görmemeli. 'Biz senin için neler yapıyoruz, çok tembelsin' gibi söylemler ne yazık ki işe yaramıyor" uyarısında bulunuyor.
Türk Eğitim-Sen Bursa 2 Nolu Şube Başkanı Selçuk Türkoğlu, nasihat vermenin, sürekli eleştiride bulunmanın bir fayda getirmediğini, çocuğa kendini değerlendirmesini sağlayacak soruların yöneltilmesinin doğru bir yaklaşım şekli olduğunu söyledi. Türkoğlu; "Karneden yola çıkarak çocuğun kimliğine eleştiride bulunursanız, çocuğun sağlıklı bir kimlik geliştirmesini engellersiniz. Başarılı bir karne başarılı bir hayatın temeli değildir. Başarılı insanlar kendilerine inanırlar, çözümlerini kendileri yaratırlar, seçenekleri olduğunu bilirler ve başarıya ulaşacaklarından emindirler.
Karnedeki başarı veya başarısızlık velinin ürünüdür. Çünkü biz eğitimciler olarak en çok velilerin çocuklarıyla yeterince ilgilenmemesinden şikayetçi oluyoruz. Karne aslında çocuğun değil velinin başarısı veya başarısızlığının göstergesidir. Öğrenciler bir iki kırık notla, onların huzurlarına gelmiş olabilirler. Böylesi bir durumda öğrenciler yargılanmayı değil, anne babalarından destek ve anlayış bekliyorlar. Anne babalar öğrencinin hangi noktada eksiği varsa, 'ne yapabilirizi'n muhasebesini yapmalılar. Çocuklarına sahip çıkmalılar" dedi
.
POTANSİYELİNDEN FAZLA BAŞARI BEKLENİLMEMELİ
Özel Hayat Hastanesi'nden Psikolog Filiz Yakma ise, karnelerin ara bir değerlendirme olduğunu, yarıyıl tatilinde alınacak karnelerin iyi analiz edilmesi gerektiğini daydetti. Psikolog Yakma; "Cuma günü verilecek karne aynı zamanda ailenin de karnesidir. Burada suçlu aramamak lazım. Eğer karnede kırık varsa ikinci etap öncesi iyi bir iletişim kurulmalı veli-öğrenci işbirliği ile bu kırıklar telefi edilebilir. ama telagi eilemeyen sonuçlardan kaçınmamız lazım. Çocuğun başarılı olması için katkı sağlamak lazım. En önemli konu da çocuğun potansiyelinin üzerinde bir başarı beklememek lazım. Veli o yönde bir beklentiye girdiği zaman karne döneminde isteilmeyen durumlarla karşılaşılabiliyor. Öncelikle çocuğun öz güveninin sağlanılmalsı gerekiyor" diye konuştu.
Bursa genelinde 434 bin ilk ve ortaöğrenim öğrencisinin karne alacağını söyleyen İl Milli Eğitim Müdürü Necmetti Esen de, öğrenciler açısından önemli olan karne gününde en büyük görevin velilere düştüğünü, annelerin çocuklarına iyi birer abla, babaların ise iyi birer ağabey gibi yaklaşması gerektiğine dikkati çekti. Esen şunları söyledi:
"Hataları gösterilmeli, ancak sağduyu elden bırakılmamalı. Bu çocukta olumlu motivasyon sağlar. Kendini sorgular ve ikinci dönem daha başarılı olabilmek için gayret sarf eder. Kısacası, velilerin olumlu yaklaşımı başarıyı da beraberinde getirir. Aksi takdirde çocuk hayattan soğur, tamir edilemez durumlar ortaya çıkabilir."
22.1.2008 - Resimdeki bayanın yerinde olmak isteyenler ayağa kalksın !
Resimdeki bayanın yerinde olmak isteyenler ayağa kalksın !
Şimdi iş-güç uğraşmaktansa böyle yatın önüne yatıp keyif yapmak vardı ama bu biraz zor. Hayat çok zorlu bir yolculuk bizim için. Bazıları doğuştan şanslı olabilir. Ama en azından ben onlardan biri değilim.
Memlekette insanlar kafaları devekuşları gibi kumda yaşıyorlar ne yazık ki ! Tutturmuşlar bir Türban davası uyutuyorlar insanı. Çöp toplayan yaşlı kadınların önce karnını doyurun, sonra türban takar veya takmaz. Açlıktan nefesimiz kokuyor ama türban'a takmışız kafayı.
22.1.2008 - Tarihten, özellikle Atatürk'ümüzün anılarından ders almamız lazım...
Tarihten, özellikle Atatürk'ümüzün anılarından ders almamız lazım...
İsteyen aşağıdaki satırları, Fransa yerine ABD'yi, Suriye yerine Irak'ı koyarak okumakta serbesttir. Belki Sabiha Gökçen, Makbule Atadan ve Semiha İnanç'ın yerine de Türk kadınını, Türk gençliğini koyabilirsiniz. Ama ne yazık ki başımızda, Atatürk'ün yerine koyabileceğiniz bir büyüğümüz yok. Tavsiyem, O'nu yine Atatürk diye okuyun:
Sabiha Gökçen anlatıyor:
1937.. Gündemde Hatay konusu var.. Bir akşam üstü Çankaya Köşkü'nde Atatürk beni aşağıya çağırttı. Fransa, Hatay'ı mandası olan Suriye'nin sınırlarına dahil ederek gelecekteki çıkarlarını sağlama almak istiyor. Atatürk dedi ki: "Ben Hataylılara söz verdim. Onların hakkı olan sözü verdim. Bu topraklar bizimdir. Orada bizim bayrağımız MUTLAKA dalgalanacaktır. Çatışma kaçınılmaz hale gelirse, bunu bizden önce Fransızlar düşünsünler derim. Nezaket hudutlarını aşan bu davranışlarını kendilerine pahallıya ödetiriz."
"Yemekten sonra askeri üniformanı giy. Tabancanı beline tak ve buraya gel. Bu akşam çok önemli bir görev daha vereceğim sana. Fransız dostlarımız kimin ne dereceye kadar neyi göze alabileceklerini öğrenmelidirler.."
Sabiha gökçen Atatürk'ün isteğini sorgusuz sualsiz kabul eder. Atatürk'ün Hatay konusunda ne düşündüğünü sorması üzerine, "Hatay bizim canımız feda olsun kanımız" der. Sabiha Gökçen'den aktarmaya devam edelim:
Yemekten sora Atatürk'ün emrettiği gibi askeri üniformamı giyerek silahımı alıp yanına gittim. O da giyinmişti.. Önünde bir kağıt ve bu kağıdın üstünde bir takım isimler vardı. Bu isimlerin arasında kendi adımı, hemşireleri Makbule Atadan hanımefendinin adını ve Semiha İnanç hanımın adını okuyabildim. Sonra bunları karalayarak bana döndü: "Şimdi seninle birlikte Karpiç'e gideceğiz" dedi. "Orada sana
<******>******>
söylediklerimi harfiyen yerine getireceksin.." ve planını uzun uzun anlatıp tekrar ettirdi. Kalkıp Karpiç'e gittik. Büyük salon bir hayli kalabalıktı. Yüksek rütbeli subaylar, bakanlar, milletvekilleri göze çarpıyordu. Bizim masamızda benden başka Şükrü Kaya, Kılıç Ali, Recep Zühtü beyler; Kazım İnanç Paşa ve eşi Semiha hanım ile Atatürk'ün kız kardeşi Makbule Atadan hanımefendi vardı. Girişin hemen önündeki büyücek masayı ise zamanın Fransız Büyükelçisi M. Ponceau ile elçilik erkanı işgal ediyordu.
Bir ara hemen yanımızdaki masada arkadaşlarıyla oturan emekli general ve Diyarbakır milletvekili olan Kazım Sevüktekin ayağa kalkarak orada bulunanlara hitaben, gayet diplomatik bir üslupla Fransızlarla aramızda oluşmuş olan gerilimi yumuşatmaya yönelik bir konuşma yaptı. Bu konuşmayı özellikle Fransız büyükelçisi ve yanındakiler ayakta alkışladılar. Ben derhal yerimden fırlayarak salonun tam orta yerine geldim ve Atatürk'ün bana ezberlettiği şu konuşmayı sert bir edayla yaptım:
"... Fransız dostlarımızın bu çok nazik konuşmanızı değerlendirebileceklerini sanmıyorum. Biz Türkler tarih boyunca insanlığın gereğini yerine getirmeye çalıştığımız halde, daima dost görünen düşmanlarımız tarafından aldatılmış, ihanete uğramış, bu yönden bahtsız ama çok şerefli bir ulusuz... Hayır Generalim, biz gençler sizin kadar sabırlı olamayız ve olmayı da istemiyoruz. ... Fransa bir oyun içine girmiştir. Bu oyunun sonuda da bizim olan toprakları Suriye'ye vermeyi planlamıştır. İş işten geçtikten sonra sizin arzu ettiğiniz sabrın değeri kalmayacaktır. DEMİR TAVINDA DÖVÜLÜR. Sayın Generalim, şayet sizler işi daha fazla uzatmak niyetinde iseniz, ben bütün TÜRK GENÇLİĞİ ADINA DİYORUM Kİ: HAYIR! BEKLEMEYECEĞİZ. İŞİ UZATMAYACAĞIZ... Hatay bizim canımız, feda olsun kanımız."
Ve sözlerimi tamamlar tamamlamaz hemen silahımı çekerek havaya üç el ateş ettim. Ortalık bir anda karıştı. Herkes neye uğradığını
<******>******>
şaşırmıştı. Saniye sektirmeden içeriye resmi ve sivil polisler doluvermişti. Ben elimde silah olduğu halde, kıpırdamadan pistin ortasında duruyordum. Çevremi alan polisler, "Gökçen Hanım.." diye mırıldandılar ve öylece Atatürk'ün yüzüne bakakaldılar. Şimdi koskoca salonda çıt bile çıkmıyordu. Polislerin bu kararsız durumlarını, hareketsiz kalmalarını gören Ata sert bir sesle:
"Ne bekliyorsunuz orada öyle?" dedi. "Görüyorsunuz ki Gökçen silahını çekerek kapalı yerde herkesin huzurunu kaçıracak ve ortalığı heyecana sevk edecek bir şekilde havaya ateş etti.. Göreviniz neyi gerektiriyorsa derhal onu yerine getirin!"
Bu sözlerden sonra etrafı bir uğultu kapladı. Her kafadan bir ses çıkıyordu. "Gökçen niçin bunu yaptı, buraya neden üniformalı ve silahlı geldi, sayın General ortalığı yatıştırıcı bir konuşma yaparken onun böyle davranması doğru mu, şimdi Fransızlar bu konuyu ele alarak işlerine geldiği gibi kullanacaklar, belki de Fransız büyükelçisine suikast girişimi bile diyecekler, Atatürk'ün bulunduğu bir mecliste buna düpedüz skandal derler,......."
Beni soruşturma için adliyeye götürdüler. Buraya getirildiğim sırada aklıma hep Atatürk'ün bana söyledikleri geliyordu: "Konuşmanı yaptıktan sonra havaya ateş ettiğin için polisler gelip seni alacaklardır. Bunun sonucunda doğal olarak, yasalarımız gereği hapis cezasına çarptırılacaksın. Bütün bunları göze alıyor musun Gökçen?" Yanıtım tabii: "Evet Paşam" olmuştu.. Nitekim işte Yargıcın huzurundaydım: "Niçin silah çektiğinizi bana söyler misiniz?" "Ulusal hislerim galeyana geldiği için efendim. Hatay meselesinin ASKIDA KALMASI beni galeyana getirdi. Fransızlar bizim nezaketimizden anlamıyorlardı. Onların istedikleri herhalde bir silah görmektir diye düşündüm." "Kapalı yerde silah çekilmeyeceğini, havaya ateş edilmeyeceğini bilmiyor muydunuz?" "Elbette biliyorum." "Üstelik
<******>******>
bulunduğunuz yerde Atatürk'de vardı. Buna rağmen ateş etmekte tereddüt göstermediniz.." "Sizi böyle davranmaya sevkeden başka nedenler var mı?" "Hayır." "Bunu yapmanız için herhangi bir kimseden emir aldınız mı?" "Asla"....
Sorgu böyle sürüp giderken bir de ne göreyim? Bulunduğumuz salona Atatürk'ün hemşireleri Makbule Atadan hanımefendi ile Semiha İnanç hanım da polis nezaretinde getirilmesinler mi? Meğer benden sonra Atatürk, kendilerine dönerek şu soruyu sormuş: "Siz gençler de aynı fikirde misiniz? Siz de Sabiha gibi silahlarınızı ateşler miydiniz?" Onlar da, "Evet paşam, bizler de O'nun gibi düşünüyoruz ve gerektiğinde işte böyle silahlarımızı çekerek ateşleriz!" diyerek silahlarını havaya boşaltmışlar. Boşaltır boşaltmaz da soluğu adliyede almışlar. Sorgumuz sabaha kadar sürdü. Yargıç bana bu işi daha başka nedenlerle yaptığımı söyletmeye çalışır gibiydi. Onu en çok şaşırtan husus, silahlarımızı üçümüzün de Ata'nın huzurunda çekip ateşlememiz olmuştu. Ancak bizlerden aldığı yanıt hep aynıydı: "Ulusal hislerimiz galeyana geldiği için." Sorgum sırasında bunları söylememi Atatürk tembih etmişti bana. Böyle söylediğim taktirde cezamın daha hafif olacağını da hatırlatmıştı. Suç ortaklarım da tıpkı benim gibi ifade veriyorlardı..
Yargıç üçümüzün de yüzüne bakıyor, kafasını sallıyor, dudaklarını kemiriyor, ama bu garip işin içinden haklı oarak bir türlü çıkamıyordu. Nihayet karar verildi. Ve yasanın ilgili maddesi gereği 24 saat hapis cezasına çarptırıldık.
Sabiha Gökçen, Atatürk'ün izinde bir ömür böyle geçti, kaleme alan: Oktay Verel, s.375-379
Şimdi soralım: Atatürk neden bir kibar meclisinde kadınlara kabadayılık yaptırmıştır? Muhataplarıyla anladıkları dilden konuşmak için. "Söz konusu Vatansa gerisi teferruattır" demek için. Vatan için her şeyi yapacağımızı bir kere daha öğrenmeleri için.. Haysiyetsiz bir
<******>******>
kibarlığa onurlu bir kabalığı tercih edebileceğimizi göstermek için...
Atatürk bu DİPLOMASİ ÖTESİ OPERASYONDA neden kendisine en yakın kadınları şeçmiştir? Cevap basit. Kurtuluş savaşının kahraman kadınlarını 15 sene içinde unutan düşmana tekrar hatırlatmak için. Derin geçmişimizdeki savaşçı kadınlarımızı anmak için. Ve size bizim kadınlarımız bile yeter demek için. Böylece Atatürk, aslında, Üniformayı bana tekrar giydirtmeyin, silahı benim elime aldırtmayın dedi. BİZİ DİPLOMASİ ÖTESİ OPERASYONARDAN DAHA BAŞKA OPERASYONLARI YAPMAYA ZORLAMAYIN...
Ve Fransızlar anladı.. Hatay o gün bugün bizimdir.. Atatürk'ün yokluğunda, kaçak haritalarda Suriye'nin olarak gösterilse de.. Darısı tüm anlayışı kıtlara.. Darısı tüm kaçak harita çizdiricilerine.. Zira Atatürk yok ama Türk gençliği daima her şeye hazırdır.. Çünkü Türk gençliği, bu dünyaya "Yalan dünya" diyen, "Dünyada ölümden başkası yalan" diyen bir kültürün, felsefenin ve inancın evladıdır. Gerekirse yalanı terk etmeyi de bilir. Yalanı yaşar ama kölesi olmaz. Onursuz, sahte bir hayatın rüyasıyla oyalanmaktansa, silkinip onurlu bir ölümle uyanmayı her zaman tercih eder.. Tıpkı ataları gibi.. Tıpkı ölmekten, hele vatan için ölmekten hayatının hiçbir anında korkmayan ATA-TÜRK gibi...
İşte ilk pilotlarımızdan olan Göksel Burhan'dan aldığımız bir örneği, sadece Japon kamikazelerini duymuş olanlara duyurulur diyerek sunalım:
Antalya bölgesine göz diken İtalyan Diktatörü, hazırladığı büyük donanmasını ve hava kuvvetlerini bölgeye göndermiş, gövde gösterisi içindedir. İşte bu sırada her Türk pilotunun şahsına "Kişiye Özel" bir zarf gelir. İçerisinde en üst Komuta makamının, Atatürk'ün, "Gerekirse İtalyan savaş gemilerine ve uçaklarına kendi uçaklarınızla çarpar mısınız?" sorusu vardır. Cevaplar hemen alınır ve tasnif edilir. Hepsinde bir tek kelime yazılıdır: "Evet."
Daha sonraları olayın esasını, pilotaj eğitiminde sınıf arkadaşımız
<******>******>
olan Sabiha Gökçen'den dinledim: Mussolinin'nin bülöfünü görmüş ve karadan Antalya bölgesine yapılan yığınakla beraber, hava kuvvetlerimizi o bölgeye kaydırmış ve Türk donanması'nı da Antalya civarına intikal ettirmiştir. Dahası var, kendisi de "Gülcemal Vapuru" ile hemen Antalya'ya gitmiştir. Orada da durmaz, bir muhribimize geçer ve denize açılırlar. Seyir esnasında Kaptan köprüsüne çıkar ve kendisinin de içinde bulunduğu geminin komutanına sorar: "İtalyan donanması ile karşılaşırsak ne yapmayı düşünüyorsunuz?" Cevap: "Rota değiştiririz" şeklinde verilince kızar ve kumandana şu emri verir: "Hayır efendim. En büyük harp gemisine tam yolla çarpacaksınız."
O akşam, Gülcemal'deki sofrada bu konuyu açar, çevresindekilerle konuyu derinlemesine değerlendirir ve tartışır. Hepsi "Canlı çarpma" konusunda birleşirler. Tasarlanan hareket tarzı daha sonra denizden havaya geçer ve şöyle bağlanır: "Mussolinin'nin çok güçlü ve üstün donanmasına ve hava kuvvetlerine canlı canlı çarpmaya azmetmiş bir Türk bahriyesinin ve havacılığının mevcudiyetini Mussolini'ye ve dünyaya hissettirmeliyiz."
Göksel Burhan, Atatürk Haftası Armağanı, s.64-65
Bu ölümden hiçbir an korkmayan gözü pek adamı, an oldu bir Osmanlı Paşası, ilk uçuşunda yere çakılan ilk uçağımızın, çok istemesine rağmen, içinde olmasını engelleyerek (Sunay Akın'dan okuyun); an oldu göğüs cebindeki bir bir cep saati, kurşuna siper olarak; an oldu bilemediğimiz ama o büyük kahramanın hep koruyuculuğunu hissettiği ve güvendiği bir şeyler, erlerin önünde kurşun yağmurlarının altında savaşırken hiçbir kurşunun vücuduna isabet etmesine izin vermeyerek, bu milletin bir kurtarıcısı ve ölümsüz ruhunun sembolü olarak bize bağışladı. Ve o her zaman şu sözlerinde söylediği gibi, bu ruhun taşıyıcısı oldu:
"Türk Milleti şuurla ve bunca bin senelerin açtığı devasız yaraları
<******>******>
acele tedavi etmek acısıyla, HAKİKAT denen cevheri bulmuş olduğuna inanarak, uzun adımlarla kurtuluş aramaya karar vermiştir. Bunun önüne set çekmek isteyeceklerin akıbeti Türk'ün kuvvetli ayaklarının altında ezilmektir. Eğer bu millet bu hususta herhangi bir güçlüğe rastlarsa ben ve arkadaşlarım tereddütsüz bu kuvvetli ayakların ve pençelerin önünde naçiz bir MİLLET FEDAİSİ oluruz."
Mustafa Baydar, Atatürk diyor ki, s. 61-62
İşte 1920 yılı: İngiliz askeri istihbaratı tarafından İngiltere dışişleri bakanlığına hazırlanan Türkiye raporu:
"MUSTAFA KEMAL PAŞA, SAVAŞ İÇİNDE ÖLÇÜSÜZ CESARETİ İLE TANINDI. Enver Paşa ve Almanlar ile ilişkileri gergindi. 1919 yılı başlarında milliyetçi hareketin başına geçti ve bu hareketin tartışmasız lideri oldu."
Bilal N. Şimşir, İngiliz belgelerinde Atatürk, Cilt: III, No: 110
Ve işte Atatürk'ü sadece salon adamı olarak bilenlerin dikkatle okuması gereken satırlar:
Mustafa Kemal'in Manastır İdadisinde okuduğu sıralarda memleket ahvali pek karışıktı. .... İdadide bile talebeler memleket memleket gruplara ayrılmıştı. En kuvvetli grup, Selanikli gençlerinki idi. Mektepte kanlı dövüşmeler oluyodu. Mustafa Kemal, bu en kuvvetli grubun kabadayıları arasındaydı. Mustafa Kemal, bu cesur, milletini seven, OSMANLI RUHUNDAN UZAK, yalnız Türk ruhunu taşıyan kabadayı arkadaşları arasında tahsiline devam ediyordu. Bir gün Yunan çetelerinin Türklere zulüm ettiklerine dair gelen taze haberler üzerine çok müteessir olmuş ve arkadaşı Ömer Naci'ye: "Girit'te Yunanlıların Türklere yaptıkları zulümlere karşı derin bir kin duyuyorum. Acaba bunlardan intikam alabilir miyiz?" demişti. Ve intikamını da aldı.
Ahmet Niyazi Banoğlu, Nükte çizgi ve fıkralarla Atatürk, s. 20
Bu satırlar ise onu düpedüz bir savaşçı olarak hayal edenler içindir:
Mustafa Kemal, Balkan savaşı bittiği sırada Trablus'taki görevinden dönüp İstanbul'a gelince, hemşehrisi sayılan Trakyalı ya da
<******>******>
Makedonyalı subay arkadaşlarının üzerine yürümüş: "Selanik'i nasıl düşmana bırakırsınız? Niçin ölünceye kadar orada kalıp vuruşmadınız?" diye bağırmıştı.
Ama şimdi, 1922 Eylülünde zafer sarhoşluğu ile, yurdunu yeniden tehlikeye atmaya hakkı yoktu. Askerlikte duygusallığın, kinin, maceranın, aşırı hırsın yeri olmadığını biliyordu. Lozan barışı konuşulurken yakın arkadaşları O'na hep sormuşlardı: "Selanik'i de mi, sahillerimizden dürbünle seyredilecek kadar yakınımızda olan On İki Ada'yı da mı Yunan'a bırakacağız?" Onlara cevabı şu olmuştur: "Biz Misakı Milli ile sınırlarımızı önceden, işe başlarken çizdik. Sabırlı olun. Bir gün belki onlara da sıra gelecektir."
Muvaffak İhsan Garan, Milletlerin sevgilisi Atatürk, s. 29
1933 yılı, Mustafa Kemal Atatürk:
"Allah nasip eder, ömrüm vefa ederse, MUSUL, KERKÜK ve Adalar'ı geri alacağım. Selanik de dahil, Batı Trakya'yı Türkiye hudutları içine katacağım."
Türk Silahlı Kuvvetleri Dergisi, Temmuz 1992, Sayı: 333, s. 26
Hayata değişik bir bakış açısı, politik, siyasi konularda normal bir türk vatandaşının görüşleri, değişik bilinmeyen konular, Atatürk'ü anlama çalışmaları, vs.vs.vs.vs.vs.vs....
.:Mesajımız:.
Aşağıdaki Eğlence Bölümü Direk olarak Mavi Kaplan Efsanesi Eğlence sitemize bağlıdır. Yüzlerce komik Resim, Karikatür, Fıkra, Video, Yazı vs. sizi bekliyor. İyi Eğlenceler…!